NASUF DAİL

NASUF DAİL Contact information, map and directions, contact form, opening hours, services, ratings, photos, videos and announcements from NASUF DAİL, Shopping & retail, Silistra.

17/08/2024

BAŞLANGIÇ

Herkes yatmaya gitti. Biz de yattık. Ben ve dayılarım.
Aylardan bir yaz ayı. Hava çok sıcak .Altımızda saman dolu bir döşek. Koca dayım, Küçük dayım ve....aralarında ben.Haytta, En sevdiğim.
Bayılıyorum dayılarımla yatmaya .Onların her muhabbeti beni, anlattıkları hikayelerin bir kahramanı yapıyor, yavaş yavaş adam oluyorum. Duyduğum ayıp kelimeleri beyleğime işliyor, bilinçaltı bizimkilerden saklıyor, belki yeri geldiğinde kullanırım diye saklıyorum.
Koca dayım hep inşaat, küçük dayım sazdan ,sözden dem vuruyor. Tabi kızlar, mızlar mevzuları benim o an dikkatimi çekmiyor.
Bir gün, gene Aabam lara gittiğimde Küçük dayımı/ bu arada adı Mehmet, kendisini her zaman çok sevdim/ elinde bir tambura ile buldum.
-Dayı bu ne?
-Saz- dedi
Daha önce hiç görmediğim birşey.
-Dayı versene ben de görem – dedim;
-Olmaz- dedi ;

- Neçin ba dayı- dedim.
-O bulaşıcı astalık gibi- dedi - bii kere elini sürüüüsen, kuutulameesin –dedi.
Ben bulaşıcı hastalığın ne olduğunu nerden bileyim, zamanla öğrendim,ve saz hastalığından bir ömür kurtulamadım.
Tamburaya, tambura demek için yüz şahit lazım. Yaprak bir saz. Yapraklar birbirinden ayrılmış. Saz parça parça.
Rahmetli Hacı Ahmet aga vardı, kuvancı/ arıcı/.
Dayım gitti Ahmet agaya, tabi ben de gölge gibi peşinde. Yalvar yakar biraz bal mumu aldı, biraz da ramka teli. Bal mumu ile sazın çatlaklarını güzelce sıvadı, teleri de gerdik. Şimdi mızrap lazım. Dayım kiraz dalı aramaya başladı. Kirazdan en güzel bızrap olurmuş. Neyse mızrap ta hazır. Bür vurduk o mübareğin teline, Alaaaahhhh. Bir ses, bir ses.O ses beni elli dört senedir peşinden sürüklüyor. Dayım bir vuruyor tellere....
Aylar geçti, dayımın vurduğu tellerden farklı bir ses çıkmıyor. Varsa yoksa
,, Cevizin yaprağı,, diyoruz, ama ,, pencereden kınalı eli,, bir türlü göremiyoruz.
Pat.....bu ara dayım evlendi. Sazı gelin odasının duvarına astılar.Gelin odası deyince, öyle sıradan birşey deyil ha...
Oranın kapısı hep kilitli, anahtar da sadece yeni gelinde, yani Yengem de var. Kapıdan girince , kapı dibinde süslü bir süpürge,çeyiz serili, karşı duvarda asılı saz, büyük te bir püskülü yok mu.............

Dayım çobandan gelsin diye bütün gün bekle, bir saat ,, ....cevizin dalı,, nı dinle, bir dakika için sazı kucağına al ve elinden alıp duvara assınlar..........Ben hayatımda bundan daha büyük işkence görmedim.........
Neyse bir ay ,, cevizin yaprağı,, iki ay ,, cevizin yaprağı,, belli ki Yengem de bıktı, ki günün birinde:
-İnge veesene şu sazı bana- deye hergün ettiğim feryadı edince, Yengem:
-Aman al da kuutar beni şu meletten - dedi.
Ben sazı elime alır almaz eve koştum. Babamlar işte. Aynı gün komşu Hatçe ablamla ,, Mektup yazdım göz yaşımla,, türküsünü akşam geldiğinde babama ve bütün mahaleye okuduk. Bütün mahale çocukları bir ağızdan okuyoruz.Bir ara, bir hışımla dayım geldi:
-Nerde benim sazım-diye gurledi.
Babam dedi ki:
-Kaynım, bu saz artık Nasufun, sen buraya kadar. Bii dinne şu uşakları.
Allah razı olsun, dayım itiraz etmedi. Yıllar sonra ben Onun oğlunu, O da oğlunu öğretecek ve saz bizim sülalemizin olmazsa olmazı olacaktı.

16/08/2024

,,zehirin tohumları,, adlı inşallah yeni öykü kitabımdan

LENIN li GÜNLER

Evimiz yeni kurulmakta. Çatı neredeyse hazır. Üç beş ev eşyası, kimi o komşuda, kimi bu komşuda. Ben, kız kardeşimle, komşu amcamların misafir odasında kaliyoruz. Anam , babam naylon altında bahçe ortasında. Kooperativ tam destek, herkese olduğu gibi, babama da yardım ediyor, ev sahibi yapıyordu. Bir gece, inşaat dertlerinden yorgun, bizimkiler uyumuş, unutmuşlar ki o akiam belediye de okullar arası bilgi yarışması var ( belki de ben söylemeye ar etmişimdir, bilemiyorum) birincilik plaketiyle koşarak inşaata daldım,(artık , en azından üstlerinde bir çatı vardı), ve o inşaatın içinde babam bana sarıldı. O yıllarda , çocuğunu okşayıp,sevmek, neredeyse ayıptı, çünki '' uşak uyurken sevilir'', mantığı varmış- bilmiyorduk! Yetmişime basamak dayamışım ve ben Babamın bana o akşam sarıldığını unutmuyorum! /Başka da hiç olmadi/.
Bir de pedallı motorsikleti vardı '' Simson''.
Anam, kız kardeşim ve ben , tütün diziyoruz. Diziyoruz da, öylen olmak bilmiyor. Tam öylen, babam gelecek ve '' Simson'' la bir zavoy verecek( eğer Anam onaylarsa, çok çalıştı derse-ki hayır dediğini hiç hatırlamıyorum).
Babamın benimle gurur duyması için elimden geleni esirgemiyordum- çünki O benim idolüm dü.
On beş yaşlarında anasız, babasız tam yetim kalmış, mücadele vermiş, ve bu günde TKZS de zvenovod tu. Saygın, herkesin sözünden sakındığı biriydi. Söylemek istediğini apalamadan söyler, üstlerine meydan okurdu. Her akşam eve döndüğünde şefleriyle insanların hakkını savunmak için nasıl kavga ettiğini anlatır, çocuk gözümde devleşirdi. Ben de bir gün çalışanları, garibanları Babam gibi savunmaya yeminler ediyor, Babamın gözünde adam oluyordum! Yıllar sonra başıma patlayacaktı..
Avul içinde heyecanla koşturuyorum. İp getir, gazete getir, agamın istekleri bitmiyor. Ama ben ondan daha heyecanlıyım. Bana uçurtma yapıyor.
Agam, aslında agam değil, amcam. Ama öyle öğretmişler, amca değil de, aga diyorum. Bir büyüğü daha var, o da koca agam. İkisini de çok seviyorum, ama koca agamı daha çok. O bizimle yaşamıyor, iç güveyisi, Kapaklı da. Ama her geldiğinde eve güneş gibi doğuyor. Aslında biraz esmer ama, olsun, benim gözümde parlıyor. Sadece, hani çok seyrek geliyor. Küçük agam da asker, izine geldi. Beni şımartıyor galiba, yoksa pek umursamaz, ama bugün bana uçurtma yapıyor.
Eğmeleri kızılcık çubuğunu ortadan yarıp, kıvırdı. Elinde havaya kaldırıyor, bir gözünü kapayıp bizimle maytap geçiyor
'' Meemet, Seviye nin kaşları gibi kıvııdım, bii baksana''. Biz de karşıya geçüp bakıyoruz, acaba gerçekten Seviye ablamın kaşları gibi mi.
Eğmeleri, güzelce oka gerince, uçurtmam kalp şeklini alıyor, bizimki bu defa '' yandık anam, kalbimiz bulutlara uçacak, e bizim Seviye ne olacak'' - diye, göya feryat ediyor. O kadar emin ki Seviyesini alacak diye, ama hayat başka diyor, ve bir gün agam askerden dahi dönmeden, Seviye ablayı bir başkasına verdiler.
O zamanlar öyle idi. Baba kime verirse. E biz köyün en fakir, fukarası idik. Kim bize kız verir. Böylece, agam askerden dönünce komşu köye iç güveyisi gitti. Allah razı olsun ki, mükemmel bir aileye düştü, geçinip gidiyorlar!

Anamdan saklı biraz un kapıp agama getirdim, de gazete de lazımmış. Gazete sıkıntı, kimde bulacam. Haççe ablam imdada yetişiyor. Rahmetli babası, Ramis aga çok bilgili adam dı. Gazetesi eksik olmazdı. Ayrıca hiç unutmuyorum, her yıl başı gecesi onun sofrasında illa ki domates , salatalık olurdu. Nereden ve nasıl bulurdu bilmem, ama mahale çocuklarına illa ki tattırırdı. Zaten iki domates. Yiyeceği ne olacak, ama O büyük adam bizsiz yemezdi, gerçi O na ne kalırdı ki. Kendisini çok büyük saygı ve rahmetle anıyorum!
Gelelim şu bizim uçurtmaya. Unu anamdan çaldık. Agam bi güzel su ile karıştırdı, Haççe ablam de gazeteleri getirdi. Uçurtmayı gazete ve hamur ile kapladık, ama hamurun kurumasını da beklemek lazım.
Agam bahçeye birşeyler için gittiğinde, kendi uçurtmamı çalıp, bastım Koca gölcuk çimliğine. Allaaah, her taraf uçurtma, ama benim ki en büyük ve en güzel. Bir saldım, Allaaaaah, uçtu bulutlara. Her taraf uçurtma, ama benim ki en tepede, bulutlarada ya. İpleri dolaştıran dolaştırana. Ağlayan ağlayana. Doğüşen döğüşene! Ama benim ki en tepede, hiç kimse yetişemiyor!
Bir ara kız kardeşim koşarak gelip '' Aga, kinoya( sinema) gitmeyeceedikmi, mallim ne demiş''- dedi. Benim kafaya'da '' dank'' dedi. Muallim mutlaka gitmemizi söylemişti, ertesi gün de filim üzerine yorum yapacaktık. İyi de uçurtma ne olacak? Okadar güzel uçuyor, ki, nasıl indireyim? Kara, kara düşünür ike arkadan bir ses,'' ne çok yukarı kaakmış bu senin uçuutma, ba Nasıf''- diye Zakir agamı duyunca rahatladım. Zakir agam bir çözüm bulacaktı.
Zakir agam, komşu çocuğu idi. Komşu demeye de şahit lazım, çünki biz neredyse bir ağıl içinde buyuduk. Arada bir gedik vardı, ama biz ona öyle alışmıştık ki, günün birinde yeni ev yaptıklarında ve gediği aradan kaldırınca, farkına vardık ki orada bir basamak varmış. Onların köy içine çıkma yolları bizim bahçeden geçiyordu, ve de bundan ne biz, ne de onlar rahatsız olmuyordu, onların yolu orası idi, ve de bir tek defa hal, hatır sormadan geçmezlerdi. Bir düşün,günde kaç defa, ta ki 1978 Ana Vatana göç edene kadar.
Ben Zakir agamı görünce uçtum, çünki o her şeye bir çare takardı.
- Aga- dedim- şu uçurtmayı bize kadar indirmeden götürelim''
Bizim evin her yanı meyve ağaçları, deli ceviz ve her türlü ağaçlar vardı. Uçurtmayı bir indirsem, evde uçurtmam mümkün değildi. Ayrıca sinemaya gitmem de lazım, şart, öğretmen dedi,
'' Avrora'' filminin ilanını kinocu Kemal aga üç gün önceden asmış, ve okul yönetiminin aldığı kakar ile bütün okul bu filmi izleyecek, sonra Lenin'in hayatı ile ilgili herkes yorum yapacaktı. Aslında Lenin'i herkes biliyordu,hani şu '' her şeyimizi O na borçlu'' olduğumuz , hani şu resim saatlerinde ezberden çizdiğimiz, dede.
Sınıfta herkez çizerdi ama İsmail en güzel çizerdi. Eh ben de çok güzel çiziyordum , bana göre ama, İsmail süper di, içimde çocuksu bir kıskanma yoktu desem yalan olur, ama o gerçekten çok iyiydi.
Zakir agam, ki benden üç yaş daha büyüktü. Şimdi düşündüğümde, O da küçücük bir çocuk, ama kendisine çok büyükmüş gibi güveniyordum. Bu gün de öyle. Kendisi Eskişehirde oturuyor, ama benim gönlümde ayrı bir yere sahip, tabi ki eşi, çoluğu, çocuğu da.
- Git bir taş getir - dedi.

Emri alır almaz, koştum. Taşı ipin ucuna bağladı, ve ipi topladı, topladı, elektrik tellerine geldik, uçurtma başını sallıyor, kuyruğu peşinden şekiller çiziyor. Taşı tellerin üzerinden fırlattı, taş diğer tarafa düşünce, ipin ucundan tutu ve diğer elindeki ipin ucun bıraktı. Bir an için özgürlüğün tadını alan uçurtma fırladı göklere, ve çenesine gem vurulunca yine nazik, nazik semalara yaslandı. Böylece, telden tele geldik bizim evin tellerine. Gerçi uçurtmayı bir dala bağlasak olacak, ama, merak ve heves, illa ki bizim telleri de aştıracak.
O zaman bizim ev , çubuktan örülmüş ve içi dışı sıvanmış, alçacık, zemin kat ev. Elektrik telleri de ona göre. Ben on yaşlarında.
- Zakir aga, bende bizim tellerden geçiiiseme-!!!!!
İpi elime doladım, işi daha garantiye alayım diye, ucuna daha büyük bir taş bağladım ve fırlattım! Taşın peşinden bakıyorum, teli geçti, bana doğru geliyor- derke kaşımın üstüne '' küt'' dedi. Meğer ipi kısa dolamışım. Yüz göz kan içinde, uçurtma aldı başını gidiyor. Kaşa göze mi yanasın, uçurtmaya mı. Koştum peşinden. Kan revan içinde , komşu mahallenin en yüksek deli cevizlerine dolaşmış, uçurtmam kuyruk sallıyordu. Tahta avıl dibine oturdum ve acı , acı ağlamaya başladım. Haberim yoktu ki ertesi gün daha acı ağlayacaktım, Lenin'e bakmadığım için!

15/01/2022

Söz ve Müzik Nasuf Dail

Address

Silistra

Website

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when NASUF DAİL posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Shortcuts

Share