16/08/2024
,,zehirin tohumları,, adlı inşallah yeni öykü kitabımdan
LENIN li GÜNLER
Evimiz yeni kurulmakta. Çatı neredeyse hazır. Üç beş ev eşyası, kimi o komşuda, kimi bu komşuda. Ben, kız kardeşimle, komşu amcamların misafir odasında kaliyoruz. Anam , babam naylon altında bahçe ortasında. Kooperativ tam destek, herkese olduğu gibi, babama da yardım ediyor, ev sahibi yapıyordu. Bir gece, inşaat dertlerinden yorgun, bizimkiler uyumuş, unutmuşlar ki o akiam belediye de okullar arası bilgi yarışması var ( belki de ben söylemeye ar etmişimdir, bilemiyorum) birincilik plaketiyle koşarak inşaata daldım,(artık , en azından üstlerinde bir çatı vardı), ve o inşaatın içinde babam bana sarıldı. O yıllarda , çocuğunu okşayıp,sevmek, neredeyse ayıptı, çünki '' uşak uyurken sevilir'', mantığı varmış- bilmiyorduk! Yetmişime basamak dayamışım ve ben Babamın bana o akşam sarıldığını unutmuyorum! /Başka da hiç olmadi/.
Bir de pedallı motorsikleti vardı '' Simson''.
Anam, kız kardeşim ve ben , tütün diziyoruz. Diziyoruz da, öylen olmak bilmiyor. Tam öylen, babam gelecek ve '' Simson'' la bir zavoy verecek( eğer Anam onaylarsa, çok çalıştı derse-ki hayır dediğini hiç hatırlamıyorum).
Babamın benimle gurur duyması için elimden geleni esirgemiyordum- çünki O benim idolüm dü.
On beş yaşlarında anasız, babasız tam yetim kalmış, mücadele vermiş, ve bu günde TKZS de zvenovod tu. Saygın, herkesin sözünden sakındığı biriydi. Söylemek istediğini apalamadan söyler, üstlerine meydan okurdu. Her akşam eve döndüğünde şefleriyle insanların hakkını savunmak için nasıl kavga ettiğini anlatır, çocuk gözümde devleşirdi. Ben de bir gün çalışanları, garibanları Babam gibi savunmaya yeminler ediyor, Babamın gözünde adam oluyordum! Yıllar sonra başıma patlayacaktı..
Avul içinde heyecanla koşturuyorum. İp getir, gazete getir, agamın istekleri bitmiyor. Ama ben ondan daha heyecanlıyım. Bana uçurtma yapıyor.
Agam, aslında agam değil, amcam. Ama öyle öğretmişler, amca değil de, aga diyorum. Bir büyüğü daha var, o da koca agam. İkisini de çok seviyorum, ama koca agamı daha çok. O bizimle yaşamıyor, iç güveyisi, Kapaklı da. Ama her geldiğinde eve güneş gibi doğuyor. Aslında biraz esmer ama, olsun, benim gözümde parlıyor. Sadece, hani çok seyrek geliyor. Küçük agam da asker, izine geldi. Beni şımartıyor galiba, yoksa pek umursamaz, ama bugün bana uçurtma yapıyor.
Eğmeleri kızılcık çubuğunu ortadan yarıp, kıvırdı. Elinde havaya kaldırıyor, bir gözünü kapayıp bizimle maytap geçiyor
'' Meemet, Seviye nin kaşları gibi kıvııdım, bii baksana''. Biz de karşıya geçüp bakıyoruz, acaba gerçekten Seviye ablamın kaşları gibi mi.
Eğmeleri, güzelce oka gerince, uçurtmam kalp şeklini alıyor, bizimki bu defa '' yandık anam, kalbimiz bulutlara uçacak, e bizim Seviye ne olacak'' - diye, göya feryat ediyor. O kadar emin ki Seviyesini alacak diye, ama hayat başka diyor, ve bir gün agam askerden dahi dönmeden, Seviye ablayı bir başkasına verdiler.
O zamanlar öyle idi. Baba kime verirse. E biz köyün en fakir, fukarası idik. Kim bize kız verir. Böylece, agam askerden dönünce komşu köye iç güveyisi gitti. Allah razı olsun ki, mükemmel bir aileye düştü, geçinip gidiyorlar!
Anamdan saklı biraz un kapıp agama getirdim, de gazete de lazımmış. Gazete sıkıntı, kimde bulacam. Haççe ablam imdada yetişiyor. Rahmetli babası, Ramis aga çok bilgili adam dı. Gazetesi eksik olmazdı. Ayrıca hiç unutmuyorum, her yıl başı gecesi onun sofrasında illa ki domates , salatalık olurdu. Nereden ve nasıl bulurdu bilmem, ama mahale çocuklarına illa ki tattırırdı. Zaten iki domates. Yiyeceği ne olacak, ama O büyük adam bizsiz yemezdi, gerçi O na ne kalırdı ki. Kendisini çok büyük saygı ve rahmetle anıyorum!
Gelelim şu bizim uçurtmaya. Unu anamdan çaldık. Agam bi güzel su ile karıştırdı, Haççe ablam de gazeteleri getirdi. Uçurtmayı gazete ve hamur ile kapladık, ama hamurun kurumasını da beklemek lazım.
Agam bahçeye birşeyler için gittiğinde, kendi uçurtmamı çalıp, bastım Koca gölcuk çimliğine. Allaaah, her taraf uçurtma, ama benim ki en büyük ve en güzel. Bir saldım, Allaaaaah, uçtu bulutlara. Her taraf uçurtma, ama benim ki en tepede, bulutlarada ya. İpleri dolaştıran dolaştırana. Ağlayan ağlayana. Doğüşen döğüşene! Ama benim ki en tepede, hiç kimse yetişemiyor!
Bir ara kız kardeşim koşarak gelip '' Aga, kinoya( sinema) gitmeyeceedikmi, mallim ne demiş''- dedi. Benim kafaya'da '' dank'' dedi. Muallim mutlaka gitmemizi söylemişti, ertesi gün de filim üzerine yorum yapacaktık. İyi de uçurtma ne olacak? Okadar güzel uçuyor, ki, nasıl indireyim? Kara, kara düşünür ike arkadan bir ses,'' ne çok yukarı kaakmış bu senin uçuutma, ba Nasıf''- diye Zakir agamı duyunca rahatladım. Zakir agam bir çözüm bulacaktı.
Zakir agam, komşu çocuğu idi. Komşu demeye de şahit lazım, çünki biz neredyse bir ağıl içinde buyuduk. Arada bir gedik vardı, ama biz ona öyle alışmıştık ki, günün birinde yeni ev yaptıklarında ve gediği aradan kaldırınca, farkına vardık ki orada bir basamak varmış. Onların köy içine çıkma yolları bizim bahçeden geçiyordu, ve de bundan ne biz, ne de onlar rahatsız olmuyordu, onların yolu orası idi, ve de bir tek defa hal, hatır sormadan geçmezlerdi. Bir düşün,günde kaç defa, ta ki 1978 Ana Vatana göç edene kadar.
Ben Zakir agamı görünce uçtum, çünki o her şeye bir çare takardı.
- Aga- dedim- şu uçurtmayı bize kadar indirmeden götürelim''
Bizim evin her yanı meyve ağaçları, deli ceviz ve her türlü ağaçlar vardı. Uçurtmayı bir indirsem, evde uçurtmam mümkün değildi. Ayrıca sinemaya gitmem de lazım, şart, öğretmen dedi,
'' Avrora'' filminin ilanını kinocu Kemal aga üç gün önceden asmış, ve okul yönetiminin aldığı kakar ile bütün okul bu filmi izleyecek, sonra Lenin'in hayatı ile ilgili herkes yorum yapacaktı. Aslında Lenin'i herkes biliyordu,hani şu '' her şeyimizi O na borçlu'' olduğumuz , hani şu resim saatlerinde ezberden çizdiğimiz, dede.
Sınıfta herkez çizerdi ama İsmail en güzel çizerdi. Eh ben de çok güzel çiziyordum , bana göre ama, İsmail süper di, içimde çocuksu bir kıskanma yoktu desem yalan olur, ama o gerçekten çok iyiydi.
Zakir agam, ki benden üç yaş daha büyüktü. Şimdi düşündüğümde, O da küçücük bir çocuk, ama kendisine çok büyükmüş gibi güveniyordum. Bu gün de öyle. Kendisi Eskişehirde oturuyor, ama benim gönlümde ayrı bir yere sahip, tabi ki eşi, çoluğu, çocuğu da.
- Git bir taş getir - dedi.
Emri alır almaz, koştum. Taşı ipin ucuna bağladı, ve ipi topladı, topladı, elektrik tellerine geldik, uçurtma başını sallıyor, kuyruğu peşinden şekiller çiziyor. Taşı tellerin üzerinden fırlattı, taş diğer tarafa düşünce, ipin ucundan tutu ve diğer elindeki ipin ucun bıraktı. Bir an için özgürlüğün tadını alan uçurtma fırladı göklere, ve çenesine gem vurulunca yine nazik, nazik semalara yaslandı. Böylece, telden tele geldik bizim evin tellerine. Gerçi uçurtmayı bir dala bağlasak olacak, ama, merak ve heves, illa ki bizim telleri de aştıracak.
O zaman bizim ev , çubuktan örülmüş ve içi dışı sıvanmış, alçacık, zemin kat ev. Elektrik telleri de ona göre. Ben on yaşlarında.
- Zakir aga, bende bizim tellerden geçiiiseme-!!!!!
İpi elime doladım, işi daha garantiye alayım diye, ucuna daha büyük bir taş bağladım ve fırlattım! Taşın peşinden bakıyorum, teli geçti, bana doğru geliyor- derke kaşımın üstüne '' küt'' dedi. Meğer ipi kısa dolamışım. Yüz göz kan içinde, uçurtma aldı başını gidiyor. Kaşa göze mi yanasın, uçurtmaya mı. Koştum peşinden. Kan revan içinde , komşu mahallenin en yüksek deli cevizlerine dolaşmış, uçurtmam kuyruk sallıyordu. Tahta avıl dibine oturdum ve acı , acı ağlamaya başladım. Haberim yoktu ki ertesi gün daha acı ağlayacaktım, Lenin'e bakmadığım için!