28/04/2026
IĞDIR’DA AYAKKABI BOYACILARI
Yıl 2012 Bir Ağustos akşamı sıcak mı sıcak
Çoktandır yağmur yağmıyor. Öyle bir baskın ki güneş, tırnak uçlarıma kadar terlemişim. Susuzluk da işin başka bir boyutu. Her ne hikmetse bu Ağustos diğer Ağustos'lara hiç benzemiyor. Gerçi bu lafı her Ağustos'ta kullanıyoruz ya. Olsun. Yine de bu Ağustos başkalarına hiç benzemiyor.
Çok sıcak.
Iğdır yanıyor.
Deniz olsa, veya bir göl olsa. Bunu her Iğdır’lı demiştir. İmkansız olduğunu bile bile
Sahil, güneş, sıcak birleşince güzel oluyor elbet.
Ama nerdeeee?
Tanrı bize verdiği sözü tutmamış olacak ki kavruluyoruz.
Tanrı sözünü tutmamışdan kastım, tanrı bütün yarattıklarına aynı sözü verir aslında. Belki bu Kuran da, İncil, Tevrat da yazmaz ama benim aklımda kalan öyle bir sözün olduğudur.
Eşitlik.
Tanrı doğayı eşit yaratmamış ise üstünde yaşayanların eşit olabilme ihtimali sıfırdır.
Yani adaletsizlik doğada başlıyor…
Antalya, Bodrum, Marmaris de yaşam Iğdır daki gibi mi?
Kim neden bu kadar zengin, kim neden bu kadar fâkir?
Hem neden bu kadar puştu, zalimi, fâkiri, yalakayı, düzenbazı, körü,(körlükten kastım gözle alakalı değil yürekle alakalı) aynı ülkeye doldurmuş?
Bu da Türkiye...
Şehirler bazında kendimizi kıyaslıyoruz olmuyor
Ülkeler bazında hiç olmuyor
Yaşadığımı sanıyorum.
Başımı Iğdır dan biraz dışarı çıkarıyorum, benden iyi yaşayanları görüyorum. Biraz daha, biraz daha, biraz daha Türkiye den dışarı çıkarıyorum.
O an yaşamanın böyle bir şey olmadığına karar veriyorum.
Bizi tanrının verdiği sözdeki eşitlik kritrinde yaşatmıyorlar...
Bu iklemlerle dolaşırken, mevsimleri, kuraklığı, tozu toprağı yargılarken, kafama deli bir soru takılıyor.
Biri bana şu an bir soru sorsa. Dese ki nerde yaşamak istersin?
Sorunun cevabı tek seçeneklidir.
IĞDIR
Bu ne biçim çelişki?
Bunu da hiç anlamış değilim.
Sanırım mezarlıklar, akciğerlerimize işleyen toprak kokusu, mahalle aralarındaki voltalarımız, kahvehane köşeleri ve daha nice unsurlar.
Dedim ya her ığdırlının içinde bir yaşam çelişkisi var. Gelinlik kızlar gibiyiz. Ne bırakıp gidebiliyoruz. Nede kalmak istiyoruz.
Olsun
Her şeye rağmen, Iğdır seni çok seviyoruz
Iğdır, kaysısı, pamuğu, ekili alanları, yeşili ve son zamanlarda hava kirliliği, tozu toprağı, kışı boranı, güzel yürekli insanları, güzel kızları, şirin lehçeleri, Azeri, kürt ve diğerlerinin iç içe karıştığı, misafirperverliğin en üst düzeyde olduğu, hala ve hala ispanyol dar paça pantolonla gezen, kahve köşelerini dolduran gençleriyle mehşur doğudaki diğer illere göre yine de tanrıdan torpilli olan bir ilimizdir.
Ben burda doğup burda büyüdüm.
Ayrıca ellerinde tartı araçları, kollarında boya sandıkları olan çocuklarıyla da ayrı bir meşhurdur Iğdır.
İşte bu mehşurluk içinde bu yaz Ağustos'ta bir boyacı çocukla tanıştım. 12-13 yaşların da
Adı Cengo. Ayakkabı boyacısı.
Asıl adı Cahangir olan Cengo'yu görünce tozlu olan ayakkabımı boya sandığının üzerine bırakıp yumuşak bir dille boyamasını söyledim.
Cengo önce bir yüzüme bakıtı. Daha sonra nerden aldığını bilmediğim bir cesaretle ve biraz da isyankârca ayakkabımı sandığın üzerinden indirip ayakkabımı ona vermemi söyledi.
Ayakkabılarımı çıkarıp ona verdim. Oda bana bir tarafı yırtık bir terlik verdi. Hiç sesimi çıkarmadan terlikleri alıp giydim.
Haliyle sordum.
—Cengo neden sandık üzerinde boyamıyorsun?
—bilmiyorum abi zoruma gidiyor
Cengo ilginç bir çocuktu. Biraz sohbet edince daha da ilginçleşti.
—Cengo sen nerelisin
—Doğubeyazıt'lı abi
Doğubeyazıt, Iğdır'a sınır Ağrı'ya bağlı bir ilçemizdir. İsahak Paşa sarayı da bu ilçemizdedir.
İran'a sınır olduğundan işin ticari boyutu kaçakcılık üzerine kurulmuş. Kaçak çay, kaçak tütün, kaçak şeker, kaçak pirinç vs. Tabi ben hiç bir zaman anlayamadım. Hala da anlamıyorum. Arkadaşım kaçak nedir ya?
Cengo hemen cevap verdi.
-Abi vergisi ödenmemiş mallara kaçak, o işi yapana da kaçakcı deniyor. Bunun çezası da bazen hapis, bazen de ölümdür.
Bunu derken bir damla da gözyaşı düştü kirli boya sandığının üstüne. Sanki boya sandığının üstüne düşen gözyaşı değil benim yüreğimi delip geçen bir kurşundu. Ama konuyu dağıtmak için normal sohbete devam ettim. Ne olduğunu bilmiyordum fakat Cengoyu ağlatmamak için de yeni bir soru sordum
Dedim
-Cengo bu iş vergi kaçırmakla, yanlış beyan, hayali ihracat gibi mi?
Evet abi aynı şey. Lakin senin saydıklarını yapanların cezası biraz değişik oluyor.
Sordum
-Nasıl yani?
Cengo önce ayakabıya bir fırça savurduktan sonra, bir iki de hapşırıktan sonra cevap verdi
Abi onlar cezalarını sahil, denize sıfır bir otel köşesinde çekiyorlar. Bu cepte. Bu da yöneticilerin adaletsizliği. Cengo sohbet ettikce ilginçleşiyordu.
— okulla aran nasıl Cengo?
—iyi değil abi
—baban kızmıyor mu?
—yok abi
Şaşırdım
—nasıl yani derslerin iyi değil ve baban kızmıyor öyle mi?
—Yok abi öyle değil. Benim babam yok. Daha doğrusu öz babam yok.
Üzülmüştüm.
— ne oldu babana?
—vuruldu abi.
— kim vurdu?
—bilmiyorum abi esker dediler. Benim babam bir gün olsun bana bir fiske vurmadı. Beni bırak kimseye bir kötülüğü olmazdı. O bir karıncayı bile incitmedi. Tek yaptığı yanlış kaçak tütün, kaçak cay getirip satmaktı.
Bir gün cenazesi geldi. Kaçağa giden babamın cenazesi terörist cenazesi olarak geri gelmişti.
Abi, vallaha içim yanıyor. Benim babam nafaka toplamaktan başka hiç bir şeye kafa yormazdı.
Nasıl oldu hala anlamış değilim.
-Abi sana bir şey söyleyeyim mi? Ben türk milli takımı maç yaptığında yenilmesin diye babamın namaz kılıp dua ettiğine şahidim.
Bizim evimizde türk bayrağı hiç eksik olmadı.
Şimdi abi bir Kürdistan devleti kurulsa belki sevinirim. Adımızı ırkımızı tanımlayan bir devletin olması elbette güzel lâkin ben gidip orda yaşamam. Hadi tutalım yaşadım. Ama duyarsam bir gün Türkiye bir savaşa girmiş ben hiç durmam gerekirse Türkiye için ölürüm.
—ben de dedim Cengo ben de
—nasıl abi sen demi kürtsün?
—hayır Cengo ben türküm. Ben de senini için ölürüm dedim.
Cengo şaşırmıştı...
Utangac bir gülmsemeyle abi bitti ayakkabılar dedi. Şu an ülkem de milyonlarca Cengo dolaşmakta. Kimisi köprü altında, kimisi sahillerde kimisi de sürgünde
Umarım bu yaz yine Cengo'yu görebilirim.
Ziya Yildirim Güntekin