10/11/2025
1937 senesinde, Atatürk'ün bacaklarında önü alınamayan kaşınmalar başlar. Gazi'nin sağlık durumu kötüye gitmektedir. Kendisini çok rahatsız eden bu kaşıntılardan kurtulmak ister. İtalyan asıllı Alman cilt doktoru Marchionini'ye muayene olur.
Kaşıntılara karıncaların sebep olduğu düşünülür ve köşk ilaçlanır. Atatürk'e de tedavi amaçlı bazı merhemler verilir. Ne var ki kaşıntının önüne geçilemez. Bunun üzerine Atatürk, kaplıca sularının iyileştirici özelliği nedeniyle 1938 yılının ocak ayında Yalova'ya gelir.
Kaplıcaların doktoru Nihat Reşat Belger, ertesi sabah Atatürk'ü muayene eder. Önce vücudunun en çok kaşınan yeri olan bacaklarını gözden geçirir. Kaşıntının bıraktığı tırnak izleri haricinde. Ata'nın bedeninde egzama, ürtiker gibi herhangi bir cilt hastalığı göremez. Doktor Belger yaptığı muayene sırasında Gazi'nin karaciğerinde üç parmak kadar büyümeyi ve sertleşmeyi fark eder. Kalbini dinler, tansiyonunu ölçüp muayeneyi bitirir.
Atatürk yapılan muayenenin ardından, "Doktor kaşıntının sebebini buldunuz mu?" diye sorar. "Evet, efendim!" der, Dr. Belger. Ve endişeli bir ses tonuyla sözlerini şöyle tamamlar: "Teşhisimde hiç şüphem yoktur ki karaciğeriniz büyümüş ve biraz sertleşmiş. İşte kaşıntının sebebi bu karaciğer rahatsızlığıdır.
O güne kadar kendisine karaciğer rahatsızlığından bir defa bile söz edilmemiş olan olması Atatürk üzerinde şok etkisi yaratır ama hiç belli etmez! Yalova'da bir ağacın hayatını kurtaran Atatürk yine Yalova'da kendisini ölüme sürükleyecek hastalığını öğrenmiştir. "Şimdi ne yapacağız doktor?" diye sorar.
Sağlık durumunun bozulmasına neden olan durumun bu kadar geç anlaşılması büyük bir talihsizlik olmuştur Atatürk için. Yalova sularında termal tedavi uygun görülür. Kaşıntıyı rahatlatacak toz ilaçlar verilir ve karaciğeri yormayacak diyet uygulanır.
Ertesi gün ise Atatürk'ün özel doktoru Prof. Neşet Ömer İrdelp getirilir Yalova'ya. Atatürk'ü bir de onun muayene edip teşhisi onaylaması istenir. Atatürk'ü bir de onun muayene edip teşhisi onaylaması istenir. Atatürk'ü muayene eder özel doktoru; teşhisi onaylar ve tedavinin devam etmesini uygun görür.
Atatürk'ün Yalova'daki kısa tedavisi başarılı olur. Kilo almaya başlayan Atatürk'ün kaşıntıları tedavinin onuncu günü geçer. En az 21 gün tedavinin devam etmesi gerekirken, Atatürk on ikinci gün kendini iyi hissedip Bursa'ya gider. Bir gece orada kalır ve Yalova'ya uğramadan İstanbul'a geçer. Dönüş yolunda ise üşütüp zatürreeye yakalanır. Maalesef bu ikinci talihsizlik hastalığı hızlandırır. O zamanlar antibiyotik olan pen*silin henüz icat edilmemiştir; dolayısıyla da zatürreenin etkileri günlerce sürer. Karaciğeri de zayıflayan Atatürk yakalandığı bu hastalığı uzun bir nekahet dönemi sonucunda atlatır, milletin bağımsızlığı ve genç Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği uğruna hastalığını görmezden gelir. "Bir çocuğun oyuncağını beklemesi gibi bu yatı beklemiştim," dediği Savarona'da kaldığı dönemde hastalık ikinci devresine geçer; karnında su biriktiği için çevresindekiler kilo aldığını zannetmektedirler.
Bir gün odasına giren doktoru Nihat Reşat Belger'e şunları söyler: "Doktor, bana 'şişmanlıyorsun' diyorlar. Fakat ben hissettim ki bu şişmanlama değildir. İşin içinde başka bir şey var! Bu bir hastalıktır! Doktor, gördünüz; siz odadan içeri girdiğinizde ben pantolonumu iliklemeye çalışıyordum ve buna muvaffak olamıyorum."
Nihat Reşat Belger, Atatürk'e tüm açık sözlülüğüyle hastalığın ikinci evresine geçildiğini anlatır. Atatürk hastalığının nasıl ilerleyeceğini ansiklopedilerden araştırarak çoktan bilgi sahibi olmuştur.
Savarona yatında günlerini istirahat edip, özel diyet yaparak geçiren Atatürk'e, gaz ve şişkinlik problemlerini azaltıp karaciğerini rahatlatmak için, 1 Haziran 1938 tarihli bir ilaç reçetesi yazılır. Eczanenin laboratuvarında hazırlanacak olan ilacın içeriği şöyledir:
- Charbon vegetal / aa 0.15
- Charbon animal / aa 0.15
- Carb. de chaux leger 0.25
- Magnesie Calcinee 0.10
- Sous-nitrate de bismute leger 0.50
- Pour un paquet/ 21
Dünyanın en güçlü ordularını yenen, emperyalizmi dize getiren Atatürk'ün yorgun bedeninde hastalık iyice ilerlemiştir. Bir gece sessizce Savarona yatından Dolmabahçe Sarayı'na geçer. Hastalığının iyice şiddetlenmesi üzerine Almanya ve Avusturya'dan da hekimler davet edilir. Karnında biriken suyu almadan cıvalı ilaç ile vücuttan atılımı uygun görülür. Karnında biriken suyu tahliye etmek için "cıvalı müdrir (diüretik/ idrar söktürücü)" kullanılır. Ancak bu uygulamanın sonunda Atatürk'ün ölümünü hızlandırdığı bazı kaynaklar tarafından hâlâ iddia edilir. Avusturyalı hekim Dr. Hans Eppinger'in (EKTEKİ foto, gözlüklü olan), bu iddialara çanak tutacak şekilde kurallara aykırı biçimde, tek başına Atatürk'ün odasına girmesi ve yüksek doz cıvalı ilaç enjekte etmesi etik bulunmaz! Atatürk'ün ölümünden bir sene önce yine Eppinger'in tedavi ettiği Romanya Kraliçesi Marie'nin de sirozdan hayatını kaybetmesi ve 1937 yılında N**i Partisi NSDAP'ın yöneticisi olması, adının etrafında toplanan şüphe bulutlarını çoğaltır!...
Atatürk'ü tedavi eden hekimlerden Nihat Reşat Belger, Neşet Ömer İrdelp ve Fissenger'in (EKTE) 8 Eylül 1938 tarihli raporunda Atatürk'ün hastalığı olan sirozun alkole bağlı olarak değil, safra yollarının kronik tıkanıklığından kaynaklandığı bildirilir.
Hızlanan hastalık Atatürk'ün hafızasını zayıflatmaz. Yaşamdan asla umudunu kesmez, ta ki karnından su alındıktan yedi saat sonra komaya girene kadar. Sonrasındaysa Atatürk son on gününün uyur vaziyette geçirir..
(SİNEM US, "Eczanedeki Kırmızı Dolap", Remzi Kitabevi, 2025)