14/12/2012
DOĞAL KAYA TUZU MİNERALİNİN SİHİRLİ GÜCÜ
Tuz türüne,kalitesine ve miktarına dikkat edilmek şartı ile düşmanımız değil tam tersine kadim dostumuzdur. Evet,fazla tuz tüketmekbazı insanlarda yüksek tansiyona neden olan böbrek ve kalp hastalıklarına yol açabiliyor. Ancak bu tuz kısıtlaması resmi ve sivil sağlık kurumlarınca fazla abartılıyor ve neredeyse açık bir tuz düşmanlığıo yapılıyor.Bu önerilere körü körüne uymak da faydadan çok zarar getirebiliyor.
Tuz hayatın vazgeçilmez unsuru,çünkü onsuz hayat mümkün değil. Dünyamızın dörtte üçü tuzlu sularla kaplı, insan vücudunun da üçte ikisi su ve tuz. Suyun damarlarımızda ve hücrelerimizde durabilmesituz olmadan olmuyor. Tuz ayrıca sinirlerimizin iletisini sağlıyor,kaslarımızı kasıyor,çeşitli besin maddelerinin hücre içine girmesini sağlıyor. Tuz olmadan hiç bir şey düşünemiyor ve hareket edemiyorsunuz.
Vücudumuzda su ve elektrolit dengesini ayarlayan hassas bir hormonal sistem var. Renin-Anjiyotensin-Aldesteron (RAA) sistemi.Vücudumuz susuz ve tuzsuz kaldığında beyin hücrelerini susuz bırakmamak için her türlü tedbire başvuruyor. Amaç beyine yeterli kanı göndermek. Bu durumda yeterli tuz ve sıvı almazsanız RAA sistemi etkinleşiyor kas ,deri ve eklem gibi önceliği olmayan dokuların damarlarını büzüştürüyor ve bu dokular susuz kalıyor ve büzüşüyor yani buruşuyor.Böylece hayati organ beyne daha fazla kan gitmiş oluyor.Su ve tuzu aldığımız zaman ise RAA sistemi faaliyetini durduruyor.
Dünyadaki insanların %70' i tuza duyarlı değilve renin seviyeleri yüksek. Yaklaşık %30' u tuza duyarlı (Afrika'nın orta ve güney kısmı bu oran ağırlığını oluşturuyor).Ve bu insanlarda böbrekten salgılanan renin adlı hormon düşük, bu hastalarda tuz kısıtlaması hastaların hipertansiyonunun düzelmesine yardımcı olurken, renin seviyesi yüksek ve tuza duyarlı olmayan insanlara tuz kısıtlaması yapmak zaten yüksek olan renini artırarak kan basıncını da artırarak tansiyon hastası yapmaktadır.(1)
Bir araştırmada tuz kısıtlaması yapılan hipertansiyonlu hastaların yapılmayanlara oranla daha fazla enfarktüs geçirdikleri gösterilmiş(2). Başka bir araştırmada da az tuz tüketenlerde ölüm oranları daha yüksek bulunmuş(3).
Az tuz almak kemik kırıklarını ve kemik erimesini de artırıyor.Mesela bir araştırmada kırıklı yaşlı hastaların ve aynı yaşta kırıksız hastaların serum sodyun seviyelerine bakılmış. Kırıksızların % 4'ünde, kırıklılarda ise bu oran iki kattan daha fazla imiş % 9 .(4)
Araştırıcılar tuz tadının motivasyon ve duygulanım ile ilgili süreçlerin limbik önbeyinde iç içe girdiğini göstermişler.(5). Bu nedenle tuz dengesindeki değişiklikler mizaç ve davranış bozukluklarına yol açabiliyor.Yani tuzun antidepresan bir özelliği var. Biliyorsunuz hayattan zevk almamak depresyonun en büyük özelliği. Belki de bu yüzden bazı insanlar tuza çok düşkünler.
Tuz eksikliği iştahsızlık,konsantrasyon azlığı,dikkat eksikliği,yorgunluk,baş ağrısı,uyku bozuklukları,tükenmişlik hissi,ağız tadının bozulması ve susuzluk hissi gibi belirtilere yol açıyor. Bir çok insanda bu belirtiler olabiliyor, ama bunlar nadiren tuz eksikliğine bağlanıyor. Azıda ,çoğuda zarar olan tuzun, insan sağlığı açısından günlük olarak kararınca alınması bu kadar önemliyken bir problem daha ortaya çıkıyor. İnsan sağlığı ile ilgili bir çok uzman " Tuzun kalitesi , yani doğal olup olmaması" ile ilgilenmiyor.
Peki Hangi Tuz daha kalitelidir ?
Dünyamızda tuz grupları ;Deniz tuzu, göl tuzu ve kaya tuzu olarak üç ayrı kaynaktan elde edilir.Örneğin Türkiye'nin büyük oranda tuzunu karşılayan Tuz Gölü maalesef şehir kanalizasyonları ve sanayi atığı sularla kirlenmiş ,denizlerimizde her türlü kirliliğe maruz kalmışlardır.Sadece yeraltı kayatuzu yatakları milyonlarca yıldır hiçbir kirlenmeye maruz kalmadan korunmuş doğal tuzu sunuyor bizlere.Doğal kaya tuzu tuz grupları içerisinde en doğalı ve sağlıklısıdır.
Doğal kaya tuzunun % 84'ünü Sodyum Klorür; geri kalan % 16 lık bölümünü lityum,fosfor,selenyum,magnesyum,kalsiyum,vanadyum gibi doğal mineraller oluşturur. Doğada bulunan 94 elementten soy gazlar hariç tüm elementler (84 Element) doğal tuz kristalinde mevcut.İnsan bedeni de tuz gibi 84 elementten oluşmakta.Yani doğal tuz mineral ihtiyaçlarımızın tamamını sağlıyor.! İşin diğer yanı bu doğal tuz dışında bazı doğal mineralleri alacağımız doğru dürüst başka bir kaynak yok.
Dünyada ki tuz üretiminin % 94'ü direkt olarak endüstride kullanılıyor.İnsan yaşamında 14 Bin farklı kullanım alanı olan tuzsuz ne plastik,soda,yumuşatıcılar,deterjanlar,cilalar ne de yağlar üretilebiliyor.(6) Kimyasal ayrıştırma işlemleri için sadece NaCl gerekli . Çünkü doğal tuz kristalinin içerdiği elementlerin tümü üretimde sıkıntılara sebep oluyor.Bu elementler rafinasyon sırasında ayıklanıyor.Bu işlemler için ayrıştırılan tuzdan %6 lık kısım da gıda sektörüne aktarılıyor.Bu işlemler sırasında bir çok toksik madde tükettiğimiz tuza karışıyor.Bu sebeple rafine tuzlar ile doğal işlenmemiş kaya tuzu arasında çok
büyük farklar var.Rafine tuzun %97.5'i sodyum klorür;geri kalan %2.5'inde İyot ve nem soğurucu kimyasallar var.Başlıca nem soğurucular:Kalsiyum karbonat,mağnezyum karbonat ve Alzheimer hastalığına yol açtığı söylenen Alüminyum hidroksit.Bu kimyasallar tuzun akıcılığını artırıyorlar.Bu tuz rafinasyon işlemi sırasında da 650 C sıcaklığa maruz kalıyorve bu sıcaklık tuzun kimyasal yapısını da bozuyor. Rafine tuz bir birinden ayrılmış kristallerden oluşuyor.Bu nedenle metabolize olması için vücudumuzun çok çalışması gerekiyor.Aşırı rafine tuz aldığınızda su molekülleri sodyum klorür molekülünün etrafını sarıyor ve vücudunuz bunu nötralize etmeden hemen sodyum ve klorüre ayrıştırıyor.Bu işin oluşması için hücre içinden su çekilir ve hücrelerimiz buruşur.Bu arada tansiyonumuz da yükselir.Her 1 Gram fazla sodyum için hücrelerden 23 Gram su çekiliyor.Bu durum tansiyonumuzu yükseltirken hücrelerimizi de kurutarak öldürür.Vücut rafine tuzu saldırgan bir zehir olarak algıladığı için tüketilen rafine tuzu kendini korumak amacıyla bir an önce atmak istiyor ve bu nedenle de tüketilen aşırı miktarda tuzun süzülmesi ve atılması başta böbreklerimiz olmak üzere tüm boşaltım sistemi üzerinde önemli bir yük ve baskı oluşturuyor.Bu durumda rafine tuz vücudumuzda aşırı su birikimlerine (ödem) sebep oluyor ki kalp yetersizliğine yol açabiliyor.Kadınların en önemli şikayetlerinden biri olan selülitin temel sebeplerinden biri de yine budur.Vücuttan atılamayan tuz ise tekrar kristalleşerek direkt olarak eklem ve kemiklerde depolanıyor ki bu artrit, gut gibi değişik türdeki romatizmal hastalıklar ile safra kesesi ve böbrek taşı oluşumlarının önemli sebeplerinden. Tekrar kristalleştirerek saklama çözümü orta ve uzun vadede hastalıklara sebep oluyor ama atılmasını gerçekleştiremediği aşırı miktarda rafine tuzun kendisine vereceği akut zararı engellemek için vücudun bulabildiği tek çözüm bu.Yani zararı zamana yayıyor.İşte bu yüzden " Doğal kaya tuzu minerali "(işlenmemiş kayatuzu) ile rafine tuz birbirine hiç benzemiyor.
Bilimsel açıdan doğal tuz kristalinin kendine has bir yapısı var.Diğer tüm kristal yapıların tersine,tuzun atomik yapısı moleküler değil,elektriksel ve tuzu değişken yapan faktörde bu.(7)
ABD'de FDA'nın tuz önerisi günde 2.4 gram (2.5 silme çay kaşığı) aşılmaması Amerikan Kalp Topluluğunun sınırı ise 1.5 gram maalesef iki kuruluş da tuzun rafine edilmiş olup olmamasından bahsetmiyor. Eğer rafine tuz tüketiyorsanız günlük 1.5 grama kadar kısıtlamanız uygun olur.sağlığınız iyi ise doğal kaya tuzundan rafine edilmemiş tuz tüketiminizi 3 gram' a kadar artırabilirsiniz. Bu arada günlük su tüketiminin 2 litreden az olmaması gerekiyor.Eğer fazla tuz almışsanız,tükettiğiniz su miktarını da artırınız.
Ayrıca, kaya tuzu doğal iyonlaştırıcıdır.Artık bu gün sadece tuz kristali yapısından dolayı radyasyonu nötralize etmenin mümkün olduğunu biliyoruz.Örneğin atom çöpü nükleer radyasyon atıkları tuz depolarında saklanıyor.Bu da tuzun sırrı, bu sır da onun geometrik elektriksel yapısında saklı.Günümüz teknolojik ürün ve cihazlarının elektrik yüklü sisinden oluşan artı iyonların ve radyasyonun zararlı etkilerini de ufak tuz kayaçları azaltır. Tuz kristalleri yorgunluğu,stresi,astım nöbetlerini,alerjileri,baş ağrılarını,cilt rahatsızlıklarını,havadaki nemi ve kokuyu hafifletmekle bilinirler ve rahat uyku ortamı yaratırlar.Eksi iyonlar havayı şu unsurlardan temizler:Toz, polen, toz zerrecikleri, hayvan tüyleri, küflü sporlar.
Kaynaklar:
1)-Wilson TW, Grim CE.Unnatural selection NC:Duke Üniversity Pres,1992:339-359
2)-Alderman MH.,Sealey JE.,Madhavan S., Cohen H.,Laragh JH. Hypertension. 1995;25(6):1144-52
3)-Alderman MH.,Cohen H.,Madhavan S. Dietary sodium intake and mortality:Lancet 1998;351:781-785
4)-Sandhu HS.,Gilles E.,DeVita MV.,Panapoulos G.,Michelis MF. Int Ural Nephrol.2009;41(3):733-7
5)-Morris MJ.Na ES, Johnson AK. Salt Craving Physiol Behav 2008:94(5):709-21
6)-İnsanlığın Tuzlu Tarihi /Mark Kurlansky Aykırı Yayıncılık İstanbul 2003
7)-http:/www.iyibilgi.com/haber.php?haber-id.=160003