16/04/2025
Bu bir arı.
Bacaklarında, bir karahindibadan toplanmış altın sarısı polen var.
Dili dışarı sarkmış, hareketsiz — onu öldüren şeyin sessiz izinde.
Ne yorgunluk bu. Ne yaşlılık.
Bu, zehir.
Bizim “yabani ot” dediğimiz,
ama doğanın “besin” dediği çiçeklerin üzerine bırakılan zehir.
Bahar geldi.
Karahindibalar arılar için ilk ziyafetlerdir.
Ama bu arı öldü.
Çünkü biri çimlerin “düzenli” görünmesini istedi.
Çünkü insan gözü vahşi güzelliği görmedi.
Çünkü biri, iyi bir şey yaptığını sanarak ölümcül bir madde sıktı.
Bekleyin.
En azından böğürtlenler çiçek açana kadar bekleyin.
Burada, haziran ortasına kadar,
“yabani otlar” arıların çoğu zaman tek yiyecek kaynağıdır.
Meyve ağaçlarından ya da süs bitkilerinden çok daha fazla karahindiba vardır.
Ve arılar olmadan… döllenme olmaz. Meyve olmaz. Sebze olmaz. Hasat olmaz.
Onlarsız, sofralar boş kalır.
Ve biz… biz aç kalırız.
Lütfen…
Bırakın çiçekler yaşasın. Bırakın arılar yaşasın.
Çünkü onların yaşamı, bizim yaşamımız demektir.